Sonra Aşk

Aşk evlilikten sonra gelir. Unutma; evlenmeden önce alevlenen aşk yangını evlilikle söner ve geriye boş ve kederli bir yangın yeri kalır. Evlendikten sonra duyulan aşk da biter elbette, ama onun yerini mutluluk alır. Buna rağmen bazı aceleci budalalar evlenmeden önce âşık olup yana yana bütün aşkı tüketirler. Niye? Çünkü hayatta en büyük amacı aşk sanarlar.

PamukOrhan

Reklamlar

Important announcement about your My Opera account

…The explosion of these sites and the amount of resources we need to maintain our own service has changed our outlook on My Opera. We had a good run for many years, but we believe your content could have a better home elsewhere, so we have made the decision to shut down My Opera as of March 1, 2014… demişler..

Gidiyormuşuz buralardan 😦
Ne desem ki..
Boş gibi.
Üzüldüm gibi
Hayırlısı be operam

Zilhicce 10


Uykulu gözler..
Temiz elbiseler..
Besmeleler..
Tekbirler..
Secdeler..
Şükürler..
Kabirler…
Özlenenler..
Hatırlayışlar hüzünler..
İbrahimler..
İsmailler…

Mee’ler, möö’ler:)
Yorgunluklar..
Bekleyişler..
Pencereler..
Kapılar..
Ayakkabılar..
Özlenen,
Öpülen yüzler..
Sıcacık eller..
Tazecik gözler..
Muzur gülüşler..
Gelişler…
Gidişler…
Bayramdır
E illa ki şekerler, şerbetler 🙂

Bayramımız hayırlı olsun komşular!

Pati

Peki ya!
Biz miydik balıkçı, yoksa balık mıydı?
Aklımızı, kolumuzu ve yüreğimizi yutan?
Yoktu bazı soruların cevapları,
Bazı soruların cevapları kedilerin pati izlerinde saklıydı.”

BilgeKarasu

Tad

Ben sana kürk alamam doğrusu
Güzel bileklerine bilezik alamam.
Bir kap yemek, bir elbise.
Öyle bir tad var ki fakirliğimizde
Başka hiçbir şeyde bulamam..

TurgutUyar

Bana bir masal


“Şiir söylenir, masal dinlenir diyorsunuz ama bunlar eski günlerin lafları. Hatta şarkı için de “okumak” tabir edilirdi ya, bu diskuru muhafaza ederek bir nevi “hava” estirmek isteyenler hâlâ kullanıyor.

“Okumak”ın “davet” mânası da var; Anadolu’da düğüne davet için “okuntu” gönderilir, bilirsiniz.

Çocukluğumuzda bizi masallarla uyuttular.

Sonra, bir gün geldi bizatihi masalın saçma-sapan bir şey olduğu, başta çocuklar olmak üzere kimselerin “masallarla uyutulma”ması gerektiği üzerine vurgu yapılmaya başlandı. Bir şarkıcı böyle bir şarkı okudu, epeyce meşhur oldu.

Masallara düşman oldular, folklor ölmüştü, şifalı bitkiler “kocakarı ilacı” diye alay konusu edildi.

Sözün özü eski dünya, eski günler pılını pırtısını toplayıp hayatımızdan çekip gitti. Geriye dönüp bakmak günahtı sanki, sanki biri gayriihtiyarî geriye dönüp baksa taş kesilecek, donacaktı. Bu da oldu, İsmet’in dediği gibi “kayıtlara geçti”. Neredeyse geriye dönüp bakanlara “gerici”, sürekli ileriye bakanlara “ilerici” diyeceğim ya, çok safdil bir niteleme olacak bu. Siyasi söyleme yuvarlanan bu ifadeleri burada bırakalım.

Masallara dönelim, kocakarı ilaçlarına, leyleklere, kırlangıçfırtınasına, nazar boncuğuna, tavşan ayağına, mart dokuzuna, su değirmenine, yediveren gülüne, yahut şu Çin atasözüne:

Ay büyümez ise küçülür…

Masallara dönelim ki çiçekler koksun, su şırıldasın, bülbül ötsün. Yahu sadece şu “bülbül” için göze alalım bunu, lütfen… Bu parmak kadar kuşun asırları doldurup gelen bir sesi vardı, binlerce sayfaya yayılmış maceraları vardı. Gül ile olan sergüzeşti kaç kalbin kanamasını dile getirmişti.

Şu yaşadığımız günlerde hiç bülbül göreniniz var mı? Bülbülün sesini duyanınız var mı? Dudaklar müstehzî kıvrılarak gülümsüyor, görüyorum, “Bırak ulan şimdi şu bülbül tantanasını, şurda sayısal loto dolduruyoruz” diyorlar. Sayısal loto ile hızlı tirenin, Kissinger ike Uzay Yolu’nun, petrol fırtınası ile internetin ne farkı var?

Asıl fark şurda: Eski dünya dediğimiz şey bir çam kozalağıdır, yeni sağılmış süt kokusudur, çimen yeşili ve yün kuşaktır. Bu nedir? Bu hayattır. Masal ile, rüya ile, dua ile irtibatı olan şeydir.

Keloğlan padişahın kızını alır. Şaşılacak bir şey yoktur bunda, sevimli bir taraf vardır. Henüz ozon delinmemiştir, borsada yükselen kağıtların ne mânaya geldiği bilinmez.

Masal çocuğun kulağına hayatın hikmetini fısıldar. Bunun bilimsel bilgi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu bülbül sesi, su şırıltısı, bulut gülümsemesi, kuzu melemesi gibi bir şeydir. Uğurböceğinin parmak uçlarında gezinip gezinip aniden uçmasıdır. Hayat dediğimiz şey ise zaten kuzukulağı, patlangaç mısır ve reçel kavanozundan oluşmuştur; tadılır, anlaşılır.

Masal, hayatı uykuya taşır. Çocukların gözleri pembe-beyaz anne yüzlerine baka baka kapanır. Hayatın uykudaki boyutunda rüyalar başlar. Uykudan önce, uykudan sonra diye bir şey kalmaz. Zaman yekpare bir çayırlık gibi uzanıp gider. Çayırda genç taylar, tazılar, ceylanlar, ibibikler, derecikler ve çocuklar bi koşu tutturur. Böyle rüyalar gören çocuk uyandığında pencereye gider. Dışarıda rengarenk bir yağmur, bulutlar ağaçlarla sarmaş-dolaş.

Masallara boşverdiğimiz günden bu yana rüya göremez olduk. İp koptu, zaman uçtu, hayat köşe bucak bir yerlere saklandı. Uykularımız kâbuslarla donatıldı. Aydınlık bir yüz gördüğümüzde ilk aklımıza gelen cümle “Sırıtma lan” oluyor.”

MasalveRüya/MustafaKutlu/YeniŞafak2001